Hatırladıkça Değişen Anılar: Terapide İyileşen Ne?


Geçenlerde bir okurumdan çok güzel bir soru geldi:
“Bir anıyı her hatırladığımızda beynimiz onu yeniden yapılandırabiliyorsa, psikoterapide iyileşen şey yaşadığımız olayın duygusal etkisi mi, yoksa o olaya dair belleğimizin kendisi mi?”
Bu soru, psikolojinin son yirmi beş yılda en çok heyecan yaratan konularından birine dokunuyor. Cevaba geçmeden önce belleğin nasıl çalıştığına kısaca bakalım.
Bellek bir video kaydı değildir
Çoğumuz anılarımızı beynimizde bir yerde saklanan videolar gibi düşünürüz: Bir şey yaşarız, kaydedilir, hatırlamak istediğimizde oynatırız. Oysa bellek böyle çalışmaz.
İngiliz psikolog Frederic Bartlett daha 1932'de, insanların duydukları bir hikâyeyi her anlatışta farkında olmadan değiştirdiğini gösterdi. Anlatılanlar kişinin kendi beklentilerine ve kültürüne göre yeniden şekilleniyordu. Elizabeth Loftus’un 1970'lerdeki deneylerinde ise aynı trafik kazası videosunu izleyen kişilere arabaların “çarpıştığı” değil “birbirine girdiği” sorulduğunda, bu kişiler arabaların daha hızlı gittiğini tahmin ettiler. Bir kısmı olay yerinde hiç olmayan kırık camları “hatırladı”.
Yani hatırlamak, bir dosyayı açıp okumaya değil, her seferinde o dosyayı yeniden yazmaya benzer.
Hatırlarken anı yeniden “yumuşar”
2000 yılında Karim Nader ve arkadaşları bu fikri bir adım ileri taşıyan bir deney yayımladı. Fareler önce belirli bir sesi hafif bir elektrik şokuyla ilişkilendirmeyi öğrendi. Günler sonra aynı ses yeniden çalındı, yani korku anısı hatırlatıldı. Hemen ardından farelere yeni bellek kaydını engelleyen bir madde verildi. Sonuç şaşırtıcıydı: Fareler o sese artık korkuyla tepki vermiyordu.
Bu deney önemli bir şeyi gösterdi: Bir anı hatırlandığında kısa bir süre için yeniden değiştirilebilir hâle geliyor ve sonra tekrar kaydediliyor. Bu sürece yeniden pekiştirme (reconsolidation) deniyor. Hatırlanan anı, birkaç saatlik bir “pencere” boyunca adeta yumuşamış bir mum gibi. Bu sırada eklenen her yeni bilgi ve yaşanan her yeni duygu, anının bir sonraki kaydına karışabiliyor.
Bu bulgular, okurumun sorusunun neden bu kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Madem anılar her hatırlanışta güncelleniyor, terapide değişen şey olayın kendisi olabilir mi?
Değişen şey olayın kaydı değil, anının yükü
Bu soruya en net cevabı veren çalışmalardan biri 2009'da Merel Kindt ve ekibinden geldi. Katılımcılar önce belirli bir resmi hafif bir şokla ilişkilendirmeyi öğrendi. Ertesi gün bu anı hatırlatıldı ve bir grup katılımcıya korku tepkisini azaltan bir ilaç verildi. Bir gün sonra bu katılımcıların resme karşı korku tepkisi neredeyse tamamen kaybolmuştu.
Asıl ilginç olan şuydu: Katılımcılar hangi resmin şokla eşleştiğini hâlâ hatırlıyordu. Olayın bilgisi yerinde duruyordu, değişen şey o bilginin taşıdığı duygusal yüktü.
Bu bulgu okurumun sorusunun özüne iyi bir cevap veriyor. Belleğin iki katmanı olduğunu düşünebiliriz:
Olayın kendisi: Ne oldu, nerede oldu, kim vardı.
Olayın bizdeki karşılığı: Ne hissettirdi, bize kendimiz ve dünya hakkında ne öğretti, bedenimiz onu hatırladığında nasıl tepki veriyor.
İyi giden bir terapi sürecinde genellikle ilk katman yerinde kalır, ikinci katman değişir. Kişi yaşadığını unutmaz, ama o anı artık aynı şekilde acıtmaz. Daha önemlisi, o olaydan çıkardığı sonuçlar değişir. “Kimseye güvenemem”, “Ben yeterli değilim” ya da “Kendimi korumazsam başıma yine kötü bir şey gelir” gibi inançlar gevşemeye başlar.
Terapide bu değişim nasıl oluyor?
Psikolog Richard Lane, Leslie Greenberg ve arkadaşları 2015'te yayımladıkları kapsamlı bir makalede, farklı terapi yöntemlerinin ortak bir yoldan işe yarıyor olabileceğini öne sürdüler.
Bu yolun üç adımı var:
Eski anı ve onunla gelen duygu canlanır. Sadece anlatılmaz, o an yeniden hissedilir.
Bu sırada yeni bir deneyim yaşanır. Bu deneyim eski beklentiyle çelişir. Örneğin kişi bir zamanlar duyulmamış bir acıyı anlatır ve bu kez yargılanmadan, şefkatle karşılanır.
Yeni deneyim eski anıya eklenir. Anı bir sonraki hatırlanışında artık bu yeni duyguyla birlikte gelir.
Bu süreç farklı yöntemlerde farklı şekilde görülür:
EMDR’da kişi zor bir anıyı zihninde tutarken göz hareketleri gibi iki yönlü uyaranlarla çalışılır. Seanslar ilerledikçe anı genellikle daha az canlı ve daha az yüklü hâle gelir. Kişi olanları hâlâ hatırlar, ama “artık sanki uzakta duruyor” der.
Şema Terapi’de imgeleme yoluyla yeniden yazma çalışmaları yapılır. Kişi çocukluğundan zor bir sahneye geri döner ve bu kez o sahnede ihtiyacı olan korumayı ve şefkati imgelemde deneyimler. Olay değişmez, ama o sahnenin kişide bıraktığı anlam değişir.
Duygu Odaklı Terapi de duyguların seans içinde canlı olarak yaşanmasına ve yeni duygularla dönüşmesine dayanır. Greenberg’in deyişiyle bir duygu ancak başka bir duyguyla değişir.
Yeni bir anı mı, değişen bir anı mı?
Burada bilim insanlarının hâlâ tartıştığı bir ayrım var. Bazı çalışmalar terapide eski anının üstüne yeni bir öğrenme eklendiğini gösteriyor. Buna sönme (extinction) deniyor. Bu durumda eski anı yerinde durur ve yeni öğrenmeyle yarışır. Bu yüzden zor bir dönemde ya da benzer bir ortamda eski korku geri dönebilir.
Yeniden pekiştirme ise eski anının kendisinin güncellenmesi anlamına geliyor. Daniela Schiller ve ekibinin 2010'daki çalışmasında korku anısı hatırlatıldıktan kısa süre sonra yapılan çalışmalar, korkunun bir yıl sonra bile geri dönmesini engelledi. Aynı çalışmalar birkaç saat sonra yapıldığında bu etki görülmedi.
İnsanlarda bu konudaki araştırmalar hâlâ sürüyor ve sonuçlar her zaman aynı çıkmıyor. Yine de terapide kalıcı değişimin, eski anıya dokunurken yeni bir duygusal deneyim yaşanmasıyla ilgili olduğu görüşü giderek güçleniyor.
Bu bize ne anlatıyor?
Okurumun sorusuna dönersek, cevap ikisinin arasında bir yerde duruyor. Terapide iyileşen şey olayın kendisi değildir. Olanları unutturmak ya da başka türlü hatırlatmak terapinin amacı değildir ve öyle olmamalıdır. Ama değişen şey de sadece yüzeydeki bir duygu değildir. Belleğin kendisi güncellenir: Olay aynı kalır, ona eşlik eden duygu, beden tepkisi ve olaydan çıkardığımız anlam yeniden yazılır.
Bu bilgi bana iki açıdan umut veriyor. Birincisi, geçmişte yaşadıklarımız değişmese de onları içimizde taşıma biçimimiz değişebilir. İkincisi, bu değişim çoğu zaman bir şeyi bilmekle değil, onu yeniden ve farklı bir şekilde hissetmekle olur. Belki de bu yüzden “Bunu kafamda çözdüm ama hâlâ aynı şeyi hissediyorum” cümlesini bu kadar sık duyarız. Bir anı genellikle mantıkla değil, yeni bir duygusal deneyimle dönüşür.
Geçmişimizi değiştiremeyiz. Ama geçmişin bugün bizde nasıl yaşadığını değiştirebiliriz.
.png)



Yorumlar